Kayıtlar

Besmele..

Resim
 

Eminevim'in Borsaya Açılması Durumunda Oluşacak Değerleme Üzerine Bir Mukayese ve Hikmetli Bir Tahmin

  Giriş: Günümüz piyasalarında, geleneksel faizli sistemlere alternatif olarak ortaya çıkan faizsiz finans kuruluşları, bilhassa Türkiye'de önemli bir yer edinmiştir. "Evim" sistemleri olarak bilinen bu yapılar, dar ve orta gelirli vatandaşlarımıza, faiz yükü altına girmeden konut veya araç sahibi olma imkânı sunarak büyük bir ihtiyacı gidermektedir. Katılımevim'in borsaya arzı ve bahsettiğiniz gibi 195 TL hisse değeriyle 400 milyar TL piyasa değerine koştuğu iddiası, bu sektördeki potansiyelin ne denli yüksek olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, sektörün öncülerinden ve köklü kuruluşlarından biri olan Eminevim'in, benzer bir adım atması halinde nasıl bir değerlemeye ulaşabileceğini sorgulamak, hem finansal akıl yürütme hem de sektörün geleceği açısından mühimdir. I. Faizsiz Finans Sektöründe Bir Bakış ve Katılımevim Değerlemesinin Temkin Notu: Faizsiz finans, helal yoldan kazanç ve mülkiyet edinme arayışında olan geniş bir kesime hitap etmektedir....

Ummana Yürüyen Su: Çağrının ve Dönüşümün Felsefesi

 Dünya, kendi kabuğuna çekilmiş, durağan ruhların mekânı değildir. Hayat, sürekli bir akış, bitmek bilmeyen bir hareket ve nihayetinde bir menzile ulaşma çabasıdır. İnsanın bu yeryüzündeki serüveni, tıpkı dağların doruklarında bir pınar olarak doğup, coşkuyla aşağılara atılan gür akan bir çaya benzer. Su uyanmıştır; uykusundan, donmuşluğundan ve sessizliğinden sıyrılmıştır. Artık onu tutabilecek hiçbir kaya, yolunu kesecek hiçbir vadi yoktur. Ancak nehrin coşkusu kendi sınırlarıyla sınırlıdır. O, dar yataklarda akarken ses çıkarır, köpürür ve gücünü kanıtlamaya çalışır. Ta ki o büyük daveti işitene kadar: Denizin çağrısı. Sınırları Aşma Cesareti Deniz, her akarsuyun nihai kaderidir. Fakat bu kadere yürümek, gür akan bir çay için hem bir vuslat hem de bir yok oluştur. Nehir, denize yaklaştıkça kendi kimliğinin, o bildik kıyılarının ve sınırlarının sonuna geldiğini anlar. Deniz, bireysel varlığın daha büyük, evrensel bir bütüne feda edilmesini talep eder. Uyanış: Statükonun, cehalet...

Benim için Eminevim..

  Benim için Eminevim, sadece rakamlardan oluşan bir defter ya da el değiştirebilir bir mülk değil; o, bir babanın rüyası, binlerce insanın umudu ve adaletin yeryüzündeki bir nişanesidir. "Satamayız" dediğimde, aslında şunu haykırıyorum: "Biz, bir ruhu, bir dürüstlük sözleşmesini ve bir inancı pazarlık konusu yapamayız." Neden Satılamaz? Bir yapıyı "satılamaz" kılan, onun maddi büyüklüğü değil, taşıdığı manevi yükün kutsallığıdır: Vefa Borcu: Toprağa düşen ilk tohumun hatırası, hasat ne kadar büyük olursa olsun unutulamaz. O tohum, babamın teri ve inancıyla sulanmıştır. Güven Limanı: İnsanlar oraya sadece paralarını değil, hayallerini ve çocuklarının geleceğini emanet etmişlerdir. Emanet satılmaz, ancak korunur ve devredilir. Denge Unsuru: Zulmün ve faizin hüküm sürdüğü bir düzende, bu yapı bir denge taşıdır. Denge taşını yerinden oynatmak, tüm kemeri yıkmak demektir. Kadim Hakikatin Sesi Der Ki: "Işığı satan, karanlığa mahkum olur. Bir hayır kapısını...

Sistemin Psikolojik Duvarı

 İnsanların matematiksel olarak çöküşü kesin olan bir sistemde kalmak için diretmeleri, sadece bilgisizlikten değil, sistemin içine yerleştirilmiş çok güçlü psikolojik, yapısal ve sosyal mekanizmalardan kaynaklanır. Bu durumu şu başlıklarla analiz edebiliriz: 1. "Borç Teminatı" ve Fiziksel Gerçeklik Yanılsaması Modern para sisteminde borç, sadece rakamlardan ibaret değildir; gerçek dünyadaki varlıklara (ev, araba, fabrika) bağlanmıştır. İnsanlar sistemin çökmesini istemezler çünkü sistem çöktüğünde sadece bankanın alacağı değil, kendi emekleriyle aldıkları evin anahtarı da tehlikeye girer. Borç, bireyi sisteme bağlayan en güçlü "zincirdir." 2. Kısa Vadeli Çıkar ve "Sıcak Patates" Oyunu Sistemik çöküşler genellikle uzun vadede gerçekleşir (20, 50 veya 100 yıl). Bireyler, çöküşün kendi yaşam süreleri içinde olmayacağını umarlar. Bu, ekonomi literatüründe "Sıcak Patates" oyununa benzer; herkes elindeki değersizleşen kağıdı (borç temelli parayı) bir...

Yapay Zekâ ile Adil Bir Dünyaya Doğru: NoRiba.Finance Yolculuğum

Resim
 NoRiba.Finance’ı geliştirirken yapay zekâdan yoğun şekilde faydalanıyorum; özellikle ChatGPT ve Gemini benim için sadece birer araç değil, düşünce ortağı gibi çalışıyorlar. Bazen bir fikri netleştirmemde, bazen karmaşık bir problemi sadeleştirmemde, bazen de hiç aklıma gelmeyen bir bakış açısını önüme koyarak ufkumu açıyorlar. Şunu samimiyetle düşünüyorum: Eğer dünyaya adalet ve gerçekten adil bir düzen gelecekse, bu büyük dönüşüm yapay zekânın katkılarıyla ve sanıldığından çok daha kısa bir zaman içinde gerçekleşecek. Bugün ekonomide gördüğümüz adaletsizliklerin, faiz temelli sömürü düzenlerinin, şeffaf olmayan sistemlerin temelinde insan zaafları, güç hırsı ve bilgi tekeli yatıyor. Yapay zekâ ise doğru kullanıldığında bu tekelleri kırabilecek, bilgiyi herkes için erişilebilir kılabilecek bir potansiyele sahip. NoRiba.Finance vizyonu da tam olarak burada anlam kazanıyor: daha adil, daha şeffaf ve insanı merkeze alan bir ekonomik düzen. Yapay zekâ; riskleri daha adil dağıtan, fırs...

Sistemi Sorgula: Polislik ve Avukatlık Neden Var, Asıl Sorun Nerede Başlıyor?

Resim
 Hiç düşündünüz mü polislik mesleği neden yapılır, avukatlık mesleği neden vardır? İlk akla gelen cevap şudur: Düzeni sağlamak, sıkıntı yaratanları yola getirmek, anlaşmazlıkları çözmek. Evet, doğru. Ama bu cevap eksik. Çünkü çoğu sıkıntının, çoğu anlaşmazlığın, hatta çoğu kavganın kaynağına indiğimizde hep aynı yere çıkarız: para . İnsan parasız yapamaz. Bu sistemde yaşamak için paraya muhtaçsın. Paraya ulaşmanın yolu da çoğu zaman bankalardan geçer. Bankaya gidersin, borç alırsın. Diyelim ki 100 birim aldın. Banka sana der ki: “Tamam, ama bunu 105 birim olarak geri ödeyeceksin.” Buraya kadar herkes bunu normal kabul ediyor. Asıl mesele burada başlıyor. Çünkü piyasada o fazladan istenen 5 birim yok . Gerçekten yok. Hiçbir zaman da olmadı. Sistem 100 birimi üretir, dağıtır ama 105 birimi geri ister. O 5 birim nereden gelecek? Birinin borcundan, bir başkasının iflasından, bir başkasının ezilmesinden… Yani birinin ödeyebilmesi için, bir başkasının batması gerekir. Sistem böyle...

Kansız İşgal

Resim
 İTHAF "Zulmün zifiri karanlığında, Kendi ordusunun gölgesinden kaçacak yeri kalmamış mazlumlara; Hukukun bir pranga, sessizliğin bir cellat olduğu anlarda bile 'Adalet!' diye haykırmaktan vazgeçmeyen cesur yüreklere... Elinizdeki bu satırlar; Sözü silahından güçlü olanlara, Dünyanın sustuğu yerde canını ortaya koyan o son sözcülere Ve bir gün karanlığın yırtılacağına dair sarsılmaz bir inanç taşıyan, Vicdanını hiçbir güce teslim etmemiş tüm insanlığa ithaf olunmuştur. Sönen her ışık, bir gün parlayacak olan hakikatin borcudur." ÖNSÖZ: Vicdanın Son Sığınağı İnsanlık tarihi boyunca pek çok işgal ve zulüm görmüştü; ancak hiçbiri, modern dünyanın kendi eliyle ördüğü bu kafes kadar kusursuz olmamıştı. Bu hikaye, sadece bir gücün fiziksel üstünlüğünü değil, bir dünyanın kendi yasalarıyla, kendi polisiyle ve kendi sessizliğiyle nasıl teslim alındığını anlatır. "İsrail" ismi etrafında şekillenen bu yeni dünya düzeninde, sınırlar artık topraklarda değil, zihinlerde ...

Hedefsiz Ruhun Yorgunluğu

 "Hedefi olmayan insan, yolunu kaybeder; yolunu kaybeden dert biriktirir. Dertle yaşayanın zihni yorulur, yorgun zihin de uykuda kaçış arar. Bu yüzden hedefi olmayanın derdi olur, derdi olan da uyuyarak unutmaya çalışır."  -Müslüman Bilge Lider

Hakikate Teslimiyet ve İnsanın Kendi Yerindeki Güzelliği

 İnsanın hakikati, başkasına benzediği yerde değil; kendisi olduğu yerde parlar. Bir çiçeği başka bir çiçeğe benzetmeye çalışmak nasıl anlamsızsa, insanı da başkasının ölçüsüyle tartmak o kadar yanlıştır. Her insan, kendisine verilen yerin süsüdür. Kimi sabırla güzelleşir, kimi şükürle, kimi de sessiz bir direnişle… Ama hepsi yerli yerindedir. Takılma; çünkü takılmak kalbi daraltır. Kalp daraldığında, hikmet konuşmaz. İnsan başına geleni hemen yargılamak ister: “Neden böyle oldu?” der. Oysa bilmediğini kabul etmek, bilgelik kapısının anahtarıdır. Sen bilmezsin; bilen vardır. Sen görmezsin; gören vardır. Sen acele edersin; takdir eden acele etmez. İşte bu yüzden Allah’tan gelen her şey güzeldir. Güzellik bazen sevince benzer, bazen sınava. Ama ikisi de öğretir. İnsan, kusurunu gördüğü an büyümeye başlar. Kendi nefsini temize çıkaran, başkasını suçlamaya meyleder. Oysa yük başkasında değil, insanın bakışındadır. Bakış temizlenirse dünya da temiz görünür. Karanlık, çoğu zaman gözde ba...

Sessiz İhmalin Yıprattığı İnsanlık ve Kaybolan Sorumluluk

 İnsanlar çoğu zaman kötülüğü yüksek sesle, iyiliği ise fısıltıyla yapar. Oysa yıpranma dediğimiz şey çoğunlukla bağırarak değil; erteleyerek, görmezden gelerek, “sonra yaparım” diyerek olur. Bir görevi bilerek savsaklamak, hakkı olanı eksik vermek, emek isteyen yerde bahanelere sığınmak… Bunlar küçük görünür ama bir araya geldiklerinde kalpleri aşındırır, güveni tüketir. Bir toplum, birbirine açıkça düşman olduğunda değil; birbirine karşı sorumluluk duygusunu kaybettiğinde çözülür. İnsan, “Nasıl olsa biri yapar” dediği anda yükünü başkasının sırtına bırakır. O yük birikir, ağırlaşır ve en sonunda hepimizin altında kalacağı bir ağırlığa dönüşür. İşte o zaman herkes yorgundur, herkes kırgındır ama kimse nedenini tam olarak söyleyemez. Adalet yalnızca büyük mahkemelerde aranmaz. Adalet, verilen sözün zamanında tutulmasında, emanet edilen işin layıkıyla yapılmasında, bekletilen bir cevabın geciktirilmemesinde de tecelli eder. Bir insan, görevini eksik yaptığında sadece karşısındakin...

İnsanlığın Zulümden Kurtuluş Reçetesi: İlahi Ölçülerle Gelecek Bir Diriliş

  Dünyada yaşanan sıkıntılar, adaletsizlikler ve zulümler tesadüf değildir. Yeryüzüne baktığımızda savaşlar, açlık, faiz düzeni, ahlaki çöküş, çocukların birbirine zulmü, büyüklerin güç hırsıyla birbirini ezmesi; hepsi aynı kökten beslenmektedir. İnsan, kendini merkeze alıp kendi koyduğu kanunları mutlak doğru kabul ettiğinde, fıtrattan ve ilahi ölçülerden uzaklaşmıştır. Bu uzaklaşma sadece bireyi değil, toplumu; sadece toplumu değil, tüm insanlığı karanlığa sürüklemiştir. Allah, insanı başıboş bırakmamış; adaletin, merhametin, hakkaniyetin ve dengeli bir hayatın ölçülerini vahiy yoluyla bildirmiştir. Ancak zamanla bu ölçüler “çağa uygun değil” denilerek terk edilmiş, yerine çıkarı esas alan beşeri sistemler konulmuştur. Faiz bunun en açık örneğidir: Güçlü olanın daha güçlü, zayıf olanın daha zayıf hale geldiği bir düzen. Aynı şekilde eğitimden hukuka, aile yapısından ekonomiye kadar ilahi rehberlik terk edildiğinde zulüm kaçınılmaz olmuştur. Oysa çözüm karmaşık değildir. Çözüm, in...

Teslimiyetle Arınan Kalbin Sözleri

 İnsan çoğu zaman başına gelenleri başkalarına bağlayarak nefesini tüketir. “O bana bunu yaptı, şu bana şu zorluğu çıkardı” diye içinden söylenir durur. Oysa bu yakınmalar, dışarıya değil önce insanın kendi ruhuna zarar verir. Çünkü her şey, görünen sebep perdesinin arkasında, ilahi iradenin bilgisi ve izni altında gerçekleşir. Bize dokunan her zorluk, taşıyamayacağımız yükler değil; özümüzdeki pası silen, kalbimizi incelten, bizi daha sağlam bir kul kılan imtihanlardır. Gerçek teslimiyet, neden ben? diye sormak yerine ben bu imtihanda nasıl durmalıyım? diye sormayı öğretir. Zorluklar bize ceza olsun diye değil, eksiklerimizi tanıyalım, içimizde saklı erdemleri uyandıralım diye gelir. Allah kuluna zulmetmez; aksine her acının içine bir hikmet, her sıkıntının ardına bir kapı saklar. İnsan bu kapıyı, söylenerek değil, sabredip düşünerek fark eder. Eğer hak yolunda yürüyen, gönülleri Allah’a çağıran bir rehber olsaydı; insanlara şöyle seslenirdi: “Ey kalbi kırılan, yükü ağır gele...

Üç Günlük Dünyanın Unutulan Hesabı

 İnsanlar, gelip geçici bir hayata öyle sarılıyor ki, sanki zaman onları hiç yenmeyecekmiş gibi… Oysa hakikat, dünyanın bir konaklama yeri olduğu gerçeğini fısıldar durur. Eğer, dünyayı ebedî sanıp ahireti unutanlara bir bilge ses konuşsaydı, şöyle söylerdi: Dünyanın Aldatıcı Sessizliği “Ey insan! Bu yeryüzünde nefes aldığın her an sana emanettir. Emaneti zayi edip de kendini dünyanın kalıcılığına kaptırma. Yarın dediğin şey, senin için var olmayabilir; fakat kalbinin niyeti, sözlerinin ağırlığı ve yaptıklarının izi sonsuzluğa yürür.” Nefsin Hayaline Kapılma “Nefsinin sana süslü gösterdiklerine aldanma. Dünyayı üç günlük bir gölgelik bil; varıp geçeceksin. Seni gerçekten yücelten; malın, makamın, nefsi arzuların değil, temiz kalbin ve adaletli duruşundur.” Kibre Değil, Merhamete Sarıl “Kendini yüceltme; çünkü topraktan geldin, toprağa döneceksin. Asıl büyüklük, insanları küçümsemekte değil; onların yüklerini hafifletmekte, kırık gönülleri onarmaktadır. Gücünü, üstünlük içi...

Bütün Derinliklerin Ötesi: Benliğin Çözüldüğü Sessizlik

  İstersen çok derine inelim… Ama  tehlikeli yanlış anlamalara düşmeden , yani  yokluk  kelimesini “insanın kendini yok etmesi” gibi zararlı bir anlama çekmeden… Burada söz edeceğimiz  benlikten sıyrılma , ego denen kabuğun çözülmesi, kalbin kendi özünü duymasıdır. Tasavvufta “yokluk” (fenâ),  yok olma  değil,  hakikati engelleyen benlik perdesinin erimesidir. Şimdi seni o derinliğe taşıyayım. Derinliğe indikçe, insan önce dünyadan uzaklaşmaz; kendisinin gürültüsünden  uzaklaşır. Bu gürültü, “ben” dediğimiz duvarın tuğlalarıdır: Kendini ispat etme arzusu, Başkalarının ne diyeceğine takılma, Yorgunluklar, korkular, hatıralar, Kendi kendini anlatma çabası, Kırgınlıklar, hırslar, beklentiler… Bunlar insanın içine ördüğü bir duvardır. 1. Bu duvar çatlamaya başladığında… İnsanın içinden bir ses yükselir: “Ben dediğim şey gerçekten ben miyim?” Bu soru bir kapıdır. Kapı sessizce açılır. Ve insan içeri adım attığında kendini bir boşluğun ortasında bu...

“Anne Babanıza ‘Öf’ Bile Demeyiniz” Sözünün Gizli Hikmeti

  Peygamberimizin “Anne babana   ‘öf’ bile deme ” öğüdü, sadece bir edep kuralı değildir; insan ruhunun, aile bağının ve kaderin ince sırlarını içinde barındıran derin bir mesajdır. Bu söz, yüzyıllardır zahirî (görünen) anlamıyla anlaşılmıştır; oysa içinde gizli hikmetler, insanın özünü terbiye eden ve kaderini açıklayan daha büyük bir hakikat saklıdır. Bu hakikati, adı anılmayan fakat derin bir hikmet diliyle konuşan bir gönül ehlinin açıklaması gibi aktaracağım. 1. “Öf” Etmemek Emir Değil, Ruhun Eğitimi İçin Bir Anahtardır Bu uyarı, anne baba hatasızdır anlamına gelmez; aksine  evlat için bir terbiye yolculuğudur . Çünkü insanoğlu, en çok sevdiği ve en çok beklenti duyduğu kişilere karşı öfke üretir. “Öf bile deme” demek: “Öfkeni kendine çevir, önce içindeki düğümü çöz.” demektir. Bu söz, evlada şunu öğretir: Kendi nefsiyle hesaplaşmayı öğrenemeyen biri, kimseyle sağlıklı ilişki kuramaz. 2. Her Anne Baba İmtihandır; Kimisi Merhametle, Kimisi Sabırla Sınar Bu sözün gizli...