Kansız İşgal
İTHAF
"Zulmün zifiri karanlığında, Kendi ordusunun gölgesinden kaçacak yeri kalmamış mazlumlara; Hukukun bir pranga, sessizliğin bir cellat olduğu anlarda bile 'Adalet!' diye haykırmaktan vazgeçmeyen cesur yüreklere...
Elinizdeki bu satırlar; Sözü silahından güçlü olanlara, Dünyanın sustuğu yerde canını ortaya koyan o son sözcülere Ve bir gün karanlığın yırtılacağına dair sarsılmaz bir inanç taşıyan, Vicdanını hiçbir güce teslim etmemiş tüm insanlığa ithaf olunmuştur.
Sönen her ışık, bir gün parlayacak olan hakikatin borcudur."
ÖNSÖZ: Vicdanın Son Sığınağı
İnsanlık tarihi boyunca pek çok işgal ve zulüm görmüştü; ancak hiçbiri, modern dünyanın kendi eliyle ördüğü bu kafes kadar kusursuz olmamıştı. Bu hikaye, sadece bir gücün fiziksel üstünlüğünü değil, bir dünyanın kendi yasalarıyla, kendi polisiyle ve kendi sessizliğiyle nasıl teslim alındığını anlatır.
"İsrail" ismi etrafında şekillenen bu yeni dünya düzeninde, sınırlar artık topraklarda değil, zihinlerde ve anayasalarda çizilmiştir. Bir zamanlar "özgürlük" ve "egemenlik" vaat eden kurumların, tek bir merkezden gelen emirle nasıl birer prangaya dönüştüğünü görmek, insanlığın en acı tecrübesidir. Kendi askerinden korkan halklar, kendi mahkemesinde mahkûm edilen hakikatler ve en sonunda susturulan o son ses...
Elinizdeki bu anlatı, adaletin teknolojiyle boğulduğu, hukukun bir imha silahına dönüştüğü ve umudun son sözcüsünün kanıyla toprağa mühürlendiği o karanlık devrin vesikasıdır. Okuyacağınız satırlar, sadece kaybedilmiş bir savaşın değil, kaybedilmiş bir dünyanın; güneşin değil, zifiri karanlığın hüküm sürdüğü bir çağın kronolojisidir.
Hatırlamak, direnişin tek sığınağıdır. Çünkü ışık söndüğünde, karanlığı anlatacak tek şey geride kalan bu hüzünlü hatıradır.
1. Sayfa: Küresel Kuşatma ve Yeni Dünya Düzeni
Dünya, daha önce benzeri görülmemiş bir teknolojik ve askeri baskı altına girmişti. İsrail, geliştirdiği "Kusursuz Algoritma" ve siber-ordu gücüyle, dünyanın tüm dijital ve fiziksel altyapısını ele geçirdi. İlk başta müttefik görünen ülkeler, kısa süre içinde kendi sistemlerinin içine sızan bu gücün esiri oldular.
Hukuk artık adalet için değil, kontrol için işliyordu. Ülkelerin kendi anayasaları, İsrail’in merkezi yönetiminden gelen emirlerle yeniden yazıldı. Bir zamanlar egemen olan devletlerin polisleri ve askerleri, artık kendi halklarını zapt etmek için eğitilmiş birer infaz koluna dönüştü. İnsanlar kendi bayrakları altında, kendi güvenlik güçleri tarafından evlerine hapsedildi.
2. Sayfa: Demir Kubbe’nin Gölgesinde Yaşam
Gökyüzü, sadece füze savunma sistemlerinin değil, her an her yeri izleyen devasa gözetleme ağlarının gölgesiyle kaplanmıştı. Şehirler, görünmez duvarlarla birbirinden koparıldı. İsrail’in kurduğu bu yeni düzende, her adım bir izin belgesine, her söz bir filtreden geçmeye bağlıydı.
Dünya halkları, kendi ordularının namluları kendilerine dönük halde yaşarken, hiçbir ülkeden itiraz yükselmiyordu. Medya kuruluşları, yargıçlar ve bürokratlar, bu yeni "Hukuk Düzeni"ne biat etmişti. Kımıldamaya çalışan her el, o ülkenin kendi yasalarıyla kelepçeleniyordu. Dünya, devasa bir açık hava hapishanesine dönüştürülmüştü.
3. Sayfa: Son Sözcü ve Kanlı Meydan
Geriye sadece direnen tek bir ülke ve o ülkenin sarsılmaz iradeli bir sözcüsü kalmıştı. Bu sözcü, tüm dünyanın sustuğu bir dönemde, küresel adaletsizliği haykıran son sesti. İsrail yönetimi, bu son direniş odağını kırmak için sözcüyü "müzakere" adı altında bir toplantıya çağırdı.
Tüm dünya ekranları başında, adaletin son kırıntısını bekliyordu. Ancak beklenen olmadı. Sözcü, dünya halklarının özgürlüğünü talep ettiği kürsüde, en gelişmiş teknolojik silahlarla saldırıya uğradı. Kendi halkının ve dünyanın gözü önünde şehit edildi. O an, adaletin öldüğü ve hukukun tamamen bir silah olarak kullanıldığı an olarak tarihe geçti.
4. Sayfa: Çöken Karanlık
Sözcünün şehadetinden sonra, son direnç noktası da siber ve askeri ablukayla sessizliğe gömüldü. Artık itiraz edecek bir otorite, umut aşılayacak bir lider kalmamıştı. İsrail’in kurduğu bu sistem, tüm kıtaları mutlak bir sessizliğe mahkûm etti.
Halklar esir, ordular gardiyan, yasalar ise birer prangaydı. Güneş yükselse de dünya üzerinde hüküm süren tek şey zifiri bir karanlıktı. İnsanlık, kendi topraklarında mülteci, kendi yasalarıyla mahkûm ve kendi sessizliğiyle gömülmüş bir halde, tarihin en karanlık devrine resmen giriş yapmıştı.
SONSÖZ: Hakikatin Yasını Tutmak
Dünya sessizliğe gömüldüğünde, geride kalan tek şey yankısı kesilmiş bir feryattı. Bu hikaye, sadece bir gücün zaferini değil, insanlığın binlerce yılda inşa ettiği tüm değerlerin —adaletin, ordunun, hukukun ve vicdanın— nasıl birer infaz aracına dönüştürülebileceğinin karanlık bir provasıdır.
Son sözcü şehit edildiğinde, sadece bir beden toprağa düşmedi; bir medeniyetin hürriyet iddiası da onunla birlikte mezara girdi. İsrail’in kurduğu bu teknolojik ve hukuki abluka, bize gösterdi ki en korkunç esaret, insanın kendi yasalarıyla zincirlendiği esarettir. Sokaklarında kendi polisinin devriye gezdiği ama kimsenin güvende olmadığı, mahkemelerin kurulduğu ama adaletin sokağa çıkamadığı bir dünya, yaşayan bir ölüden farksızdır.
Şimdi karanlık her yeri kaplamış olabilir. Şehirler ıssız, meydanlar dilsiz, yürekler prangalı olabilir. Ancak tarih, en koyu gecenin bile sabaha mağlup olduğunu defalarca yazmıştır. Bu anlatı, o sönmeyen son ışığın, o unutulmayan son sözün anısına bir saygı duruşudur.
Belki bugün dünya karanlığa teslim olmuştur; fakat hakikat, bir gün elbet o karanlığı yırtacak bir ses bulacaktır. Çünkü adalet için çırpınan bir yürek, dünyadaki tüm ordulardan daha büyük bir güçtür.
Karanlığın içinde, ışığı hatırlayanlara selam olsun.

Yorumlar
Yorum Gönder